Yemek Tarifleri ve Gezi Rehberim
Gözüme çarpan tarifleri ve gezi notlarını paylaştığım not defterim
yöresel yemekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Van Gölü

Salı, Mart 10, 2009

Pastırma yazını fırsat bilip, Türkiye'nin en doğusuna, Van Gölü'nün çevresine gittim. Niyetim hem Türkiye'nin en büyük gölünü çepeçevre dolaşıp, hem geçmişi hem bugünü izlemek, aynı zamanda da yöre mutfağının birbirinden lezzetli yemeklerinin tadına bakmaktı. Bu hafta Edremit, Gevaş, Ahdamar, Tatvan, Nemrut izlenimlerimi aktaracağım. Gelecek hafta ise Bitlis, Ahlat, Adilcevaz, Muradiye ve Van'ı...

Kimileri tatillerinde dere tepe dolaşmayı pek sevmez. Bir kente, kasabaya, koya demir atar, sonuna kadar orada kalır, köşe bucak gezer, görür, tanır, hazmeder ve döner. Bu tür tatil insanı yormaz. Kimileri ise yerinde duramaz, rotaların peşinde koşturmayı sever. O kent senin, bu kasaba benim... Birinci tür gezginler dingin bir tatil geçirir, ikinciler ise daha heyecanlı, daha hareketli günlerin sonunda soluk soluğa kalır. Ben her iki türü de tercih ederim. Bazen gezinin tadını çıkarabilmek için zamanı esnetirim, bazen uzun yollarda akıp giden görüntüleri yakalamaya çalışırım. Doğuya yaptığım son yolculuğumda sessiz, ıssız, muhteşem görüntülerin peşinde koşturdum.

Niyetim, dondurucu soğuklara yakalanmadan Van Gölü'nü çepeçevre dolaşmaktı. Yörenin bugününü bir kez daha görmek, geçmişi yine hatırlamak, damak çatlatan yerel lezzetlerle kendime unutulmaz ziyafetler çekmek... Güz ortasındaki gezi programını böyle özetleyebilirdim.

Yolculuğum güneşli ve ılık bir günde, Van Ferit Melen Havaalanı'nda başladı. Kiraladığım otomobile yerleşip yola koyuldum. İlk durağım Van değildi. Oraya en son uğramaya niyetliydim. Geziye Van'da nokta koyup İstanbul'a dönmeyi planlamıştım. Onun için direksiyonu Edremit'e doğru kırdım. Göl görüntüye girmekte gecikmedi. Kimi yerde turkuvaz, kim yerde mavi, kimi yerde yosun yeşili, bulutların gölgesinde lacivert... Bu koca göle deniz demeleri boşuna değildi. Ucu bucağı görünmeyen bu su kütlesine göl demek, onun büyüklüğüne gölge düşürürdü. Aklıma birden Evliya Çelebi'nin göl hakkında söyledikleri geldi, gülümsedim: "Suyu zehir gibi acıdır. İnsan tahret etse, abdest yerini yakar. Değme kimse bunun acısına dayanamaz. Bu suda giyeceklerini yıkayanlar sabun kullanmaya asla ihtiyaç duymaz. Yıkanan bezler pamuk gibi bembeyaz olur."

ASIRLIK SU YOLLARI

Van'a en yakın ilçelerden biri olan Edremit, boz dağların eteğinde bir vaha gibi görünüyordu. Evler, yaprakları sararıp, kızaran kavak, söğüt, karaağaç, dışbudak, ceviz, armut ağaçlarının arasına saklanmış, görünmez olmuşlardı. İlçenin geçmişi M.Ö 900 yıllarına kadar uzanıyordu. Antik dönemdeki adı Artemid, bugünkü adını ne kadar da çağrıştırıyordu! İlk molayı burada verdim. Tepedeki kale kalıntısına tırmandım. Kıyıdan yukarılara çıktıkça göl güzelliğini sergilemekte daha da cömertleşiyordu. Dağların zirvesinden bakınca boncuk mavisi sular, ovayı örtmüş atlas bir örtüye benziyordu! O an bulutlara yakın bir yerlerde kanat çırpmadan süzülen kerkenezi gördüm ve onun yerinde olmak istedim.

ADADAKİ KİLİSE

Tepedeki antik kanallar h l su doluydu. Efsanevi Babil Melikesi Semiramis'in yaptırdığı rivayet edilen, 50 kilometre uzunluğundaki kanallar yıllar boyu Van ovasına su taşımıştı. Artık yüklerini, ovaya değil de ilçenin zümrüt bahçelerine boşaltıyorlardı. Yaşlı kanalları görünce Edremit'in neden yemyeşil olduğunun sırrını çözdüm.

Çevrede öyle çok efsane, masal, söylenti vardı ki, hepsini dinlesem, not alsam, kelimelere döksem, yazım yazı olmaktan çıkar, "Binbir Gece Masalları"na dönerdi... Onun için yola devam etmek gerektiğini düşündüm.

Soluma Ardos veya bugünkü adıyla Çadır Dağı'nı (3535 m.), sağıma gölü alıp otomobili Gevaş'a doğru sürdüm. Hava güneşliydi ama buram buram sonbahar kokuyordu. Kavakların sararmış yaprakları, sanki bütün gece göz yaşı dökmüşçesine sırıl sıklamdı. Önce Karakoyunlu prensesi Halime Hatun'un kümbetini ziyaret ettim. Kümbetin merdivenlerine oturup, prensesin suretini düşündüm. Masal diyarında yaşadığına göre, bir masal prensesi kadar güzel miydi? Piramit çatılı, on iki kenarlı kümbetteki yazıtta 1358 tarihi göze çarpıyordu. Aynı yazıtta adı geçen Türkmen Emiri Abdül Melik İzzeddin, prensesin acaba nesi oluyordu. Biricik babası mı, yoksa canı kadar sevdiği kocası mı? Düşüncelerim havadaki bulutlar gibi uçuşmaya başlayınca, kalkıp Ahdamar Adası'na yolcu taşıyan motorların iskelesine gittim.

Kıyıdan üç kilometre uzaklıktaki adaya yaklaştıkça, Tepedeki Kutsal Haç Kilisesi'nin giderek büyüdüğünü gördüm. Tek müşterisi olduğum tekneden gördüğüm sadece kilise değildi. Beyaz bulutların, uzaktaki Süphan'ın zirvesiyle oynaştıklarını da görüyordum ama onlara aklımı takmamaya çalışıyordum. Bir takılırsam, adayı, kiliseyi unutacağımı, o bulutlara tutunup dağların zirvesine doğru uçacağımı biliyordum. Çünkü dağlara tutkundum. Güneş batarken moraran, gece billur yıldızlara doğru uzanan o yüce dağlara...

ACELEYE GEREK YOK

Kilise restorasyondan sonra epey yenilenmişti. Duvarlarındaki kabartma süslemeleri çizgi romana benzetiyordum. Bu rölyeflerde geçmişin efsaneleri anlatılıyordu. Keşiş Manuel'in mimarlığını yaptığı kilise, 915-921 yılları arasında yapılmış, 1895'e kadar yöredeki Ermeni Patrikliği'nin merkezi olmuş ve 1918 yılında terk edilmişti. Kiliseyi daha önceki gelişimde gezdiğim için fazla oyalanmadan Gevaş'a döndüm.

Karayolları, gölün çevresine dört şeritli bir otoyol yapmıştı. Onun için mesafeler kısalmış, uzaklar çok yakına gelmişti. Halbuki gezgin H.B. Lynch, bir asır önce Van-Tatvan arasını tam dört günde alabilmişti. Bu zahmetli yolculuktan hiç de şikayetçi değildi. Defterine şunları yazmıştı: "Böyle türlü türlü hoşlukları olan bir yolda acele etmenin alemi yok. Hele dünyada bir eşi daha olmayan, bu güzel, muhteşem gölün kıyılarında aceleye hiç gerek yok." Bu açıdan bakınca, dört şeritli otoyol bir dezavantajdı. Çünkü hızla ilerleyen otomobilin penceresinden, çok güzel görüntüler fark edilmeden akıp gidiyordu.

KRATERİN İÇİNDE

Tatvan tarihi kalıntılar bakımından yörenin en fakir ilçesiydi. John Freely'nin "Türkiye Uygarlıklar Rehberi"nden öğrendiğime göre, ilçe esasen beş kilometre daha kuzeyde kurulmuştu. Eskitatvan denilen bu yerleşimde, bir Urartu kalesi ve bir de Ortaçağ Ermeni kalesinin harabeleri bulunuyordu.

Geceyi Tatvan'da geçirdim. Sabah güneşin ilk ışıklarıyla birlikte, Tatvan'ın hemen arkasında yükselen Nemrut Dağı'na doğru tırmanmaya başladım. Bu dağ, zirvesinde heykellerin oturduğu Adıyaman'daki Nemrut Dağı ile karıştırılır. Halbuki aralarında isim benzerliğinden başka bir yakınlık yoktur. Dağın zirvesine doğru uzanan yoldan döne döne tırmanmaya başladım. Neredeyse her metrede Van Gölü ayrı bir görüntü veriyordu. Yukarılara çıktıkça göl küçüldü, bütün güzelliği gözler önüne serildi. Zirveye doğru etrafta siyah taşlar parlamaya başladı. Bunlar, 600 yıl önceki püskürmede etrafa dağılan lavlardı. Bu yaşlı taşlara dokunmak bile insanı heyecanlandırıyordu.

3050 metre yükseklikteki zirveye vardığımda, arabadan inip sessizliği dinledim, serin rüzgarı soludum. Kraterin içi bir başka dünyaymış gibi görünüyordu. Bir kenarda boncuk mavisi sularıyla büyük göl, diğer tarafta üstünden buharlar tüten bir başka göl. Sararmış çalılar, yüzyıllar öncesinden kalma siyah kayalar... Çanağın içinde irili ufaklı tam beş göl vardı. Her biri değişik bir görüntü sunuyordu. Buhar bacaları ise kraterin derinliklerinden gelen buharı fışkırtıyorlardı. Burada sanki dağın nefes alışını duyuyordum. Arabayı büyük gölün kıyısına giden patikaya sürdüm. Bir kayanın yanında durup, bagajdan ocağımı çıkardım. Bir kahve yapıp, bu olağanüstü görüntünün tadını çıkarmaya çalıştım. Bir başka dünyada, bir başka zamandaydım sanki. En son 1441 yılında püsküren dağın bir daha ne zaman uyanacağını düşündüm. Bulunduğum yerin bundan 600 yıl öncesinde kızgın lavlarla dolu olduğunu hayal etmek bile, ter taneciklerinin ensemden aşağı doğru süzülmesine yetti.

Van Gölü çevresindeki yolculuğum haftaya da sürecek. Sırada Bitlis, Ahlat, Adilcevaz, Muradiye ve Van var.

NEREDE NE YENİR?

Van Gölü'nün çevresi göze olduğu kadar damağa da hitap ediyor. Neredeyse her ilçenin özel bir yemeği var. Doğu insanı et yemeden doymadığı için mutfaklarda ağırlık etli yemeklerde. Yörede yetişen hayvanlar binbir ot ve çiçekle beslendiği için etleri de bir o kadar lezzetli.

EDREMİT: Oldukça büyük bir bahçenin içindeki Anatolia Kaburga Evi, yörenin en lezzetli lokantalarından. Haşlanmış kuzu kaburgaları, odun ateşinde kızartılıp servis ediliyor. Yanında da bol domates, soğan, maydanoz ve pul biberle yapılan çok lezzetli bir salata sunuluyor. Eğer kırmızı etle aranız iyi değilse közde tavuk da yiyebilirsiniz.

GEVAŞ: Gölün hemen kıyısındaki Grand Deniz Restoran, zengin mönüsü ve muhteşem manzarasıyla çevrenin en rağbet edilen lezzet duraklarından. Burada inci kefalini yemenizi öneririm. Bu balık dünyada sadece Van Gölü'nde yetişiyor. Ekmek tandırının kızgın duvarlarına yapıştırılarak pişiriliyor, yağda kızartılıyor ya da ızgarası yapılıyor. Hangisini canınız çekerse... Hepsi birbirinden lezzetli.

TATVAN: Bu ilçede kayda değer tarihi bir eser yok ama birbirinden lezzetli yemekler var. İlçenin merkezindeki Kaşıbeyaz Ocakbaşı lezzitli kebaplarıyla meşhur. Kebap sevmeyenler için alternatif, pide çeşitleri. Kaşıbeyaz'ın en meşhur yemeği Tatvan kebabı. Yapılması zahmetli bu kebap damakta unutulmaz tatlar bırakıyor. Yolunuz düşerse mutlaka tadına bakın.
Read On 0 yorum

Ankara Tavası

Pazartesi, Mart 02, 2009
Malzemeler:
400 gr. kuzu eti
4 yemek kaşığı tere yağı
15 adet arpacık soğanı
2 küçük havuç
1 su bardağı iç bezelye
1 çay fincanı yoğurt
1 çay bardağı un
3 adet yumurta
1/2 demet maydanoz veya dereotu
tuz, karabiber

Hazırlanışı: Bir tencerede etler tereyağında kavrulur. Arpacık soğanları, bezelye ve halka halka doğranmış havuçlar ilave edilerek sotelenir. Üzerini kapatacak miktarda su eklenir ve kaynamaya bırakılır. Başka bir kapta yoğurt, yumurta ve un ile bir terbiye hazırlanır. Etler piştiğinde tuz karabiber ile tatlandırılır ve hazırlanan terbiye yavaş yavaş ilave edilir. Maydanoz veya dereotu ile ezeri süslenerek servis edilir.
Read On 0 yorum

LEBENİYE (YOGURTLU DÖVME)

Çarşamba, Şubat 18, 2009

LEBENİYE

MALZEMELER: 1 su bardagı kaynamış aşurelik bugday * yogurt * tuz *1 diş sarımsak * zeytin yagı * kırmızı pul biber * nane

YAPILIŞI: Kaynamış pişmiş bugdayları bir kaseye koyun üzerine 1 diş sarımsagı rendeleyin , yogurdu döküp karıştırın . Bir tavada zeytin yagını ısıtıp içine nane ve pul biberi koyup karıştırın ve çorbanın üzerine dökün .Servise hazır . Afiyet olsun

Read On 0 yorum

MIHLAMA - KUYMAK

Çarşamba, Şubat 18, 2009


MIHLAMA ( KUYMAK)

MALZEMELERİ: 1 su bardagi misir unu
200 gr tel peynir ( mıhlamalık peynir karedenizde bulunur )
1 su bardagi sicak su

YAPILIŞ TARİFİ
Tereyagini tencereye koyun. Yag eridikten sonra misir ununu dökerek, tereyagi ile kavurun. Un pembelestiginde, kaynamis sicak suyu ilave ederek suyla bir miktar pismesini saglayin. Katilasmaya baslayinca peyniri ilave ederek, 5 dakika peynir ile pismesini, hafif hafif tahta kasikla malzemenin birbirine karismasini saglayin. Genellikle Peynir tuzlu olur tuz ilave etmeyin. Pistikten sonra servis yapin.

Read On 0 yorum

TABULE SALATASI

Çarşamba, Şubat 18, 2009

tabule-salatasi

MALZEMELER
4 demet maydonoz
1 demet taze nane
1 kuru soğan (kırmızı soğan da olabilir)
1-2 diş sarımsak
1 domates
dolmalık fıstık
1 çay bardağı ince bulgur
nar ekşisi, limon, zeytinyağ, tuz

YAPILIŞI
Maydonoz, taze nane, soğan, sarımsak ve domates küçük küçük doğranır. Bulgur sıcak su ile şişirilip demlendirilir ve diğer malzemelere eklenir. Servis tabağına koyulduktan sonra sıvı yağda rengi dönenene kadar kavrulmuş fıstıklarla süslenir. Nar ekşisi, limon, zeytin yağı ve tuz karıştılıp üzerine gezdirilir. Gönderen:Adnan Kanat
Read On 0 yorum

MUTEBBEL

Çarşamba, Şubat 18, 2009

MALZEMELER: - 1 kg patlıcan
- 1 kg süzme yoğurt
- 3 diş sarmısak
- 1 çay bardağı ceviz
- 3 yemek kaşığı tereyağı
- 1 çay kaşığı kırmızı toz biber

YAPILIŞI:

Patlıcanı közleyip soyun. İçine dövülmüş sarmısak, kıyılmış çevizi katın. Süzme yoğurtla karıştırın. Tavada tereyagını eritip kırmızı toz biberle karıştırıp kızartın üzerine gezdirin. GÖNDEREN: Adanan Kanat

Read On 0 yorum

FALAFEL

Çarşamba, Şubat 18, 2009

MALZEMELER
1 kg bakla
yarım kg nohut - 1 adet sogan- 1 çay kaşıgı kişniş - 1 çay kaşıgı kimyon
1 çay kaşıgı kabartma tozu
3
yumurta
2 çay kaşıgı susam
5 diş sarımsak
1 demet dereotu
Tuz,

TARİFİ
Bir gece önceden tuzlu suda ıslatılmış bakla ve nohutu diri sekilde süzün.
Süzülmüs nohut ve baklayı robotta ( ben et makinası ile çekiyorum) robotun ana haznesinde çekin.
karisimina diger malzemelerin hepsini ilave edip yogurun. Yogurdugunuz karisimdan ceviz büyüklügünde parçalar alıp köfte sekline getirin. Tekrar 15 dk. kadar oda sicakliginda dinlendirin. Falafel`lerinizi 190 °C`de ısıtılmıs fritözde (4 dk.) iyice kızartın

Read On 0 yorum

Isparta Yöresinden Gazel Böreği

Çarşamba, Şubat 18, 2009
4 su bardağı un

1 su bardağı nişasta
1.5 su bardağı sıvıyağ veya eritilmiş margarin
1.5 su bardağı su
1 yumurta sarısı, tuz

İç malzemesi:

250 gram kıyma
2 patates
1 soğan
2 çorba kaşığı margarin
Yarım demet maydanoz
Tuz, karabiber

1. Böreğin iç malzemesini hazırlamak için; soğan ve patatesleri soyup ayrı ayrı rendeleyin. Margarini bir tavada kızdırıp rendelenmiş soğanı pembeleştirin. Patates ve kıymayı ekleyip biraz kavurun. Ateşten alıp ince kıyılmış maydanoz, karabiber ve tuz ekleyerek karıştırın. Soğumaya bırakın.


2. Hamur yoğurma kabına unu eleyin. Su ve tuz ilave ederek kulak memesi kıvamından biraz daha sert bir hamur yoğurun. Hamuru cevizden büyük parçalara ayırıp bezelerin üzerini nemli bezle örtün. 15 dakika dinlendirin.
3. Hamur bezelerinin üzerine nişasta serperek oklava ile tepsi büyüklüğünde, ince yufkalar halinde açın. Fırın tepsisisini yağlayıp bir yufkayı yayın. Açtığınız yufkalar büyükse tepsiye kırıştırarak yerleştirin. Yufkanın üzerine eritilmiş margarin gezdirin. Yufkaların yarısını bu şekilde döşeyin. Hazırladığınız iç malzemeyi yayıp kalan yufkaları da aralarına margarin gezdirerek kat kat yayın.
4. 1 çorba kaşığı eritilmiş margarinle yumurta sarısını çırpıp böreğin üzerine sürün. 15-20 dakika bekletip böreği kareler hahinde kesin. Karelerin iki ucundan tekrar keserek üçgen şekli verin.
5. Önceden ısıtılmış 180-200 dereceye ayarlı fırında kızarıncaya kadar pişirin. Sıcak olarak servis yapın.

Read On 0 yorum

Mumbar - İşkembe

Salı, Şubat 17, 2009
Malzemeler:
2 su bardağı bulgur
1 demet maydanoz
1 yemek kaşığı salça
1 tatlı kaşığı karabiber
1 takım koyun işkembesi ( mumbarı ile birlikte)
1 tatlı kaşığı tuz

Hazırlanışı: İşkembe kazınır, mumbarın içi temizlenir. İç kısmı dışa çevrilerek bulgurla birlikte hazırlanan harç mumbarın içine doldurulur, bakır kazanda işkembe ile birlikte 2 saat kadar pişirilir.
Read On 0 yorum

Abdigör Köftesi

Salı, Şubat 17, 2009
Malzemeler:
Kemiksiz kuzu, oğlak veya dana eti
Soğan
Haşlanmış pirinç
Baharat

Hazırlanışı: Taze et dövülerek hamur haline getirilir, baharat ve haşlanmış pirinçle yoğrulur köfte yapılır. İnce doğranmış soğanlar suda tuzla birlikte kaynatılır, kaynayan suya köfteler atılır. Piştikten sonra bir saat kadar dinlendirilen; köfteler; pilav üzerine konularak servis yapılır.
Read On 0 yorum

Selekli Saç Kavurma

Salı, Şubat 17, 2009
Malzemeler:
Taze oğlak veya kuzu eti
Sarımsaklı yoğurt
Tereyağı

Hazırlanışı: Et doğranır içine tereyağında eritilmiş salça konur, bu şekilde kızartılan et indirilip bir süre dinlendirilir. Üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek servis yapılır.
Read On 0 yorum

Gosteberg Buğulama

Salı, Şubat 17, 2009
Malzemeler:

Genç kuzu veya oğlak eti
Tereyağı
Salça
Gosteberg adı verilen dağ otu

Hazırlanışı: Genç kuzu veya oğlak kesilip yüzüldükten sonra ayıklanıp doğranır. Tereyağı ve salça ile yoğrulur. Üzerine gosteberg otu ince kıyılarak serpilir. Tüm bu karışım aynı hayvanın postu içerisine koyularak açık yerleri dikilir. Düz bir yerde üzerine nemli toprak yığılır, bu toprağın üzerinde bir saat kızgın ateş yakılır. Bir süre dinlendirildikten sonra post açılarak servis yapılır.
Read On 0 yorum

Ağzı Açık

Salı, Şubat 17, 2009
Malzemeler:

Hamuru için;
2kg.Un
125 gr. İç yağı
1/2 kg. ayçiçek yağı
1 fincan sirke
1 yemek kaşığı yoğurt
Tuz ve su
İç için;
500 gr. Kıyma veya peynir
8 adet yumurta
1 adet maydanoz
tuz, karabiber

Hazırlanışı: Un , tuz sirke yoğurt ve su karışımı kulak memesi yumuşaklığında yoğrulur. Yoğrulan hamur iki eşit parçaya bölünür. Beze haline getirilir. Bezeler oklava yardımıyla açılır. Açılan hamurun üzerine eritilmiş iç yağı ve ay çiçek yağı karışımı sürülür. Katlanarak bir tepsiye konulur. Diğer bezeye de aynı işlemler uygulanır.

Katlanan bezeler küçük kare parçalar halinde kesilir. Kesilen küçük parçalar oklava ile yuvarlak olarak asılır.

Diğer tarafta iç malzemeleri karıştırılır. İç malzemesi açılan hamurun ortasına konulur. Kıymanın ortası görünecek şekilde kenarlar büzdürülerek kapatılır. Yağlanmış tepsiye sıralanır. Tepsi dolduktan sonra karışık yağla üzerleri yağlanır, önceden ısıtılmış fırına tepsiler verilir. Alt ve üst kızarıncaya kadar pişirilir. Biraz soğuyuncaya kadar bekletildikten sonra servis yapılır.
Read On 0 yorum

Karıştırmalı Adıyaman Pilavı

Salı, Şubat 17, 2009

Malzemeler :
1.5 kg. bulgur
500 gr. tereyağı
2 kg. doğranmış et (kavurma et)
100 gr. Salça
100 gr. Pul biber
50 gr. baharat
yeteri kadar tuz

Hazırlanışı: Et kavrulur, bir tencereye alınarak üzerine salça dökülür, biber ve baharat üzerine 1.5 litre su ilave edilir. Kaynadıktan sonra bulgur eklenerek bir miktar kaynatılıp suyu çekildikten sonra servis yapılır.

Read On 0 yorum

Adıyaman Tavası

Salı, Şubat 17, 2009

Malzemeler :
1.5 kg. koyun eti kuşbaşı
250 gr. çekilmiş kuyruk yağı
5 kg. domates
1.5 kg. patlıcan
250 gr. yeşil biber
100 gr. sarımsak
Yeteri kadar tuz

Hazırlanışı: Domates ve patlıcanların kabuğu soyulur ve kuşbaşı doğranır. Tavaya doğranmış et konur, soyulmuş sarımsak etin üzerine serpilir, üzerine yeşil biber ve kuyruk yağı dizilir ve üzerine doğranmış patlıcanlar yerleştirilir, en üste domatesler konur ve fırına verilir. Piştikten sonra servis yapılır.

Read On 0 yorum

BURDUR'UN ŞİŞ KÖFTESİ

Cumartesi, Şubat 14, 2009

Görülmeye değer yerler arasında bir de Burdur Gölü vardı. Dikkuyruk ördeklerine ev sahipliği yapan bu göle, belgesel hazırlamak için birkaç kez gelmiş, kıyısında yıldızları seyrederek sabahlamıştım. Yani Burdur'la daha önceden tanışıklığım vardı. Aklımda fikrimde buranın ünlü şiş köfteleri kalmıştı. Bu köftelerin ünü, burada bedelli askerlik yapanlar sayesinde neredeyse tüm dünyaya yayılmıştı. Gazi Caddesi'ndeki Özsarı Kebap Salonu, bu işi en lezzetli pişiren yerlerden biriydi. Bir acele masaya kurulup, bir porsiyon söyledim. Pidenin üstünde gelen şiş köfteler, sanki daha da lezzetlenmişti. Tabii ardından ikinci porsiyonu ısmarlamayı ihmal etmedim.
Sabah Susamlı Tepesi'ne çıkıp, kentin İbn-i Batuta'nın tarifine uyup uymadığını kontrol ettim. 14. yüzyıl ortalarında Burdur'a gelen gezgin burayı şöyle anlatmıştı: "Bir çok meyve ağacı ve pınarı bulunan ve tepede bir kalesi olan küçük bir yer..." Baktım baktım, aşağıda ne pınar ne de meyve ağaçlarını görebildim.
Gerisin geri dönüp, Korkuteli'nden Kalkan'a doğru inmeye başladım. Elmalı'dan sonra görüntüye giren Akçay vadisini, yeni yapraklanmaya başlayan kavaklar filizi yeşile boyamıştı. Gömbe'de boncuk mavisi bir baraj gölü, görüntüyü daha da güzelleştirdi. Vadi meyve ağaçlarıyla boydan boya kaplanmıştı. Elmalı'dan sonra yanlış yöne sapıp, yolumu kaybettim. Bozuk, bol virajlı ama cenneti andıran görüntülerle kaplı bir yoldan gide gide sonunda Kalkan'a varabildim. İlçeyi, sırtını Yumru tepesine yaslamış, lacivert Akdeniz'i seyrederken buldum. Bir yokuştan inip limanın kıyısına vardım. Aslında Kalkan'da tüm yokuşlar limanla son buluyordu.

ÖZSARI KEBAP SALONU
Adres: Gazi Caddesi No: 14 BURDUR
Tel: 0 248 233 16 08
Read On 0 yorum

PİDELİ KÖFTE ( BURSA )

Cumartesi, Şubat 14, 2009

Gerekli Malzemeler :

MALZEME:
1 kg. kuşbaşı kuzu eti
½ Ramazan Pidesi
2 su bardağı yoğurt
1 çorba kaşığı domates salçası
1 su bardağı et suyu
7 çorba kaşığı margarin
tuz


Bir tencerede eti suyunu sıcak olarak bekletin. Pideyi kareler halinde doğrayın. 2 kaşık margarini tencerede eritin. Yağ kızarınca, etleri içine alıp kavurun. Kısık ateşte 15-20 dk. kavurun. Sıcak et suyuna 1 kaşık margarin içine ilave ederek karıştırın. Pidelerin bir bölümünü bu sıcak etli suyun içine batırıp bir tepsiye dizin. Üzerine etleri koyup, kalan pideleri de aynı şekilde ıslatarak etlerin üzerine yerleştirin. Kalan margarinin 4 kaşık margarinin 2 kaşığını eritip pidelerin üstüne dökün. Diğer 2 kaşık margarine de salçayı ekleyerek kızartın. Kebabın üzerine yoğurdu döküp onun üstüne de salçalı yağımızı dökerek servis yapın.

AFİYET OLSUN

Read On 0 yorum

Konya'nın ağız tadı

Cumartesi, Şubat 14, 2009
Konya mutfağının geçmişinin sekiz bin yıl öncesine kadar uzandığı öne sürülür. Buna kanıt olarak da, Çatalhöyük kazılarında bulunan yemek kaplarındaki mercimek ve bulgur kalıntıları kanıt olarak gösterilir. Günümüzde pişen tandır çorbası, mercimekli bulgur pilavı ve mercimek yemeğinin köklerinin Çatalhöyük'e dayandığı söylenir.
Konya mutfağının şekillenmesinde Mevlevi mutfağı çok önemli bir rol oynamıştır. Konya mutfağı Selçuklu, Osmanlı ve Anadolu mutfaklarından da bir çok örneği barınmaktadır.
Konya'ya gittiğinizde neyi nerede yiyeceğinizi şaşırabilirsiniz. Çünkü bu kentte büyüklü küçüklü tam 600 lokanta vardır. Konya'ya gidince mutlaka yenmesi gereken lezzetlerin başında etli ekmek gelir. 180 gram hamurdan yapılan yufkanın üstüne 100 gram et ve 100 gr sebze karışımı konarak yapılan etli ekmek çekerek uzatılır. Etli ekmeğin uzunluğunun 90 cm. eninin ise 20 cm. olması gerekir. Ustalar, boy uzadıkça ekmeğin tadının kaçtığını öne sürerler. Etli ekmekte kullanılan malzemeler kadar ustalar da önemlidir. Eğer Konya'ya gittiğinizde etli ekmek yemeye niyetlenirseniz size Nalçacı caddesindeki Cemo'yu öneririm. 20 yıldan beri etli ekmek hazırlayan bu mekan en iyilerden biridir.

Eğer Konya'nın geleneksel ev yemeklerinin tadına bakmak isterseniz, Akçeşme Mahallesi'ndeki Köşk Restoran'a uğramanız gerekir. 1860 yılında inşa edilmiş eski bir köşkte müşterilerini ağırlayan restoranda, Konya'nın geleneksel yemeklerinden yoğurt çorbası, bütümeti, saç böreği, yaprak sarması, su böreği, ekmek salması, mantının yanı sıra, sacarası, höşmerim, irmik helvası gibi tatlıları da bulabilirsiniz. Eğer Köşk'e yolunuz düşerse, size ekşili bamya çorbasını içmenizi öneririm. Konya'nın en köklü lezzetlerinin başında ise fırın kebabı gelir. Bu kebap en lezzetli, Maliye Sarayı civarındaki Hacı Şükrü'nün fırınında pişer. 1907 yılından beri fırın kebabı pişiren bu lokantada, muhteşem bir lezzetle tanışacağınızdan emin olabilirsiniz. Kebabın yanında ise kuru soğan yemeyi ve buz gibi ayran içmeyi ihmal etmemeniz gerekir.

Konya'ya gitmişken, Kadınlar Pazarı'nı görmeden dönmek olmaz. Geçmişi Selçuklulara dayanan Aziziye Camii'nin yakınlarındaki pazarda, eskiden bağ bahçe sahibi hanımlar kendi ürettikleri sebze ve meyveleri satarlardı. Adı bundan dolayı Kadınlar Pazarı olmuştur. Şimdi satıcılar kadın olmasa da, avlunun ortasındaki bölümde yine taze sebze ve meyve satılmaktadır. Avlunun kenarlarına sıralanmış dükkanlarda ise Anadolu'nun dört bir yanında üretilen peynirleri bulmak mümkündür. Konya'nın ünlü küflü peynirin en lezzetlilerini burada bulabilirsiniz. Bu peynirin nasıl yenmesi gerektiğini satıcı size anlatacaktır.

CEMO
Adres: Nalçacı cad. Karatay Sitesi altı No:7 KONYA
Telefon: (332) 235 0427

HACI ŞÜKRÜ
Adres: Devricedid Mah. Cem Sultan Cad. 327/A (Maliye Sarayı civarı)/ KONYA
Telefon: (332) 352 7623

KÖŞK RESTORAN
Adres: Akçeşme mahallesi, Topraklık Cad. No:66/ KONYA
Telefon: (332) 352 8547

not:mehmet yaşin beyefendiden alıntıdır

Read On 0 yorum

Mersin'de lezzet harmanı

Cumartesi, Şubat 14, 2009

Geçen hafta Mersin'in tarihinde yolculuk yapmıştık. Sıra kentin tadları arasında dolaşmaya geldi. Ben bir yöreye gittiğimde, tarihe, coğrafyaya, doğaya baktığım kadar, mutfaklarda kaynayan tencerelere de dikkat ederim. Bilirim ki yenen yemekler, yöre kültürü hakkında önemli ipuçları verirler. Arkeologlar kazı sırasında buldukları yemek kaplarında yaptıkları teknik analizlerle, oradaki yaşantı ve kültür hakkında önemli sonuçlara ulaşmışlardır.
Bu nedenle gittiğim yerde ilk sorum; "özel yemekleriniz nedir?" olur. Gezdiğim kentlerin çoğunda, yöreye özgün yemekleri sunan lokantalara pek rastlayamam. Girdiğim lokantalar daha çok kebab türü yiyeceklerle, İzmir Köfte, kurufasulye, pilav gibi Türkiye'nin hemen her yerinde yenebilecek yemekleri sunarlar. Yöre yemeklerinden kaçınmalarının haklı iki nedeni var. Birincisi; bu yemekleri pişirmek oldukça zahmetliydi ve çok zaman alır. İkinicisi ise evlerde piştiği için müşteri talep etmez.
Bu olumsuzluğa rağmen gittiğim her yerde, özgün tadlarla tanışma fırsatını elde ettim. Bu yemekler genellikle benim için hazırlandı ve özel mekanlarda ikram edildi. Bu tadlar hakkında yazdıklarımı okuyan okuyucularım, konu ettiğim kentte gidip bu tadları bulamayınca, haklı olarak bana eleştiri oklarını fırlattılar. Ben de onlardan aldığım destekle, yerel yöneticileri suçladım. Kasabalarını, kentlerini sadece doğa, tarih ve coğrafya ile tanıtamayacaklarını, yemek kültürünün de tanıtımda önemli yer tutuğunu, bunun için özel yerler açmalarını anlattım durdum.
Biraz sonra sizlere Mersin yemeklerinden bahsedeceğim. Bu müthiş tadların çoğunu her zaman olduğu gibi, Mersin'e gittiğinizde de bulamayacaksınız. Veya bir tanıdığınız varsa özel olarak hazırlatacaksınız. Ama ben söylemeye, eleştirmeye, bıkmadan usanmadan devam edeceğim.
Mersin yemeklerini anlatmadan önce, bu yemeklerle tanışmam için arkadaşlarını seferber eden Mina Lokmanoğlu'na özel olarak teşekkür etmem gerekiyor. Onun sayesinde öylesine müthiş tadlarla tanıştım ki, bunu kelimelerle anlatmam olanaksız. Bu konuda başlattığı kitap çalışmasının, bir an önce sonuçlanmasını diliyorum. Ayrıca Sühendan Şimşek hanımın gayretleri de unutulacak gibi değildi.

MUTFAK ALIŞVERİŞİ

Mersin mutfağı, insanı gibi çok kültürlü ve çok renkliydi. Lübnan, Suriye, Mısır, Kayseri, Malatya, Girit, Yörük, İtalyan kökenlilerin oluşturduğu kent nüfusu, kendi mutfaklarını Mersin'e de taşımış, birbiriyle karıştırıp daha da zenginleştirmişlerdi. Mezarlıkta bile yanyana yatan bu değişik din ve kültürdeki insanlar, gündelik davetlerde, bayram ziyaretlerinde karşılıklı ikramlarla, yemeklerini birbirlerine öğretmişlerdi. Zamanla değişik kültürlerin yemekleri harmanlanmış, sonunda bugünün lezzetli Mersin mutfağı oluşmuştu.
Tenis Kulübü'nde kurulan açık büfenin üstündeki yemekleri görünce, içimi bir telaş kapladı. Bu kadar çeşidin tadına nasıl bakacaktım. Gözümü kararttım ve tadım işine giriştim. İşe içli köftelerden başladım. Bulguru salça ile yoğrulmuş ve haşlanmış olanların Müslüman mutfaklarını temsil ettiğini öğrendim. Salçasız, daha küçük toplar haline getirilmiş ve kızartılmış olanlar ise Hıristiyan mutfağının ürünleriydi. İçine ıspanak veya nohut konan, zeytinyağlı içli köfteler ise Maronitlerin favorileriydi. Onlar bunları paskalya öncesi tutulan oruç sırasında yiyorlardı. Bir de tepiside yapılan ve adına sini köftesi denen bir tür daha vardı ki, ona torpil geçip iki dilim yedim.
"Aman soğumadan yeyin" uyarısı üzerine tabağımı bu sefer "Analı Kızlı" çorbası ile doldurdum. Bu çorbada "ana" görevini üstlenen büyük bulgur köftenin içi nohut ile doluydu. Küçük olanının (kız) ise içi boştu. Salçalı ve bol ekşili bu çorba, damağımda unutamayacağım lezzetler bıraktı.

LEZZET FIRTINASI

Sonra sıra etli yaprak dolmasına geldi. Altı pirzola ile örtülmüş tencereye dizilen incecik dolmalar, piştikten sonra, alt-üst edilip servis tabağına alınıyordu. Bu eylemden sonra ortaya, "üstü pirzolayla örtülmüş dolma" tablosu çıkıyordu. Görüntüsü kadar lezzeti de bir harikaydı. Yörük mutfağından gelen patatesli, ıspanaklı peynirli, dürüm görünümündeki sıkmalara da doyum olmuyordu. Eğer sırada onca yemek olmasaydı, tabağımı sıkmayla doldurabilirdim.
Bir de Girit yöresinden gelen, "Çulama" adlı bir börek vardı ki, onun tadını anlatamaya yeterli kelime bulamadım. Bu böreği kısaca, yufka arasına serilmiş üzümlü, tavuklu pilav diye anlatabilirim. Ama bu basit tarifin sizi yanıltmasından da korkarım. Tarifi neredeyse iki sayfa tutan bu müthiş Girit böreğini ilk fırsatta yemenizi öneririm.
Masaya dizilmiş yemekleri, teker teker anlatmak için sayfadaki yerim yeterli değil. Diğerlerinin adını yazmakla yetineceğim: Salça, sarmısak, zeytinyağı, biber salçası ile yoğrulan sarmısaklı bulgur köftesi, tahinli balık (Tace), tahinli kabak dolması, çam fıstıklı kabak dolması, nohutlu kabak, zeyinyağlı humus, tereyağlı pastırmalı humus, patatesli köfte, kurutulmuş çökelek ile yapılan Surke salatası, Sanbusak (kıyamalı bohça böreği), nar ekşili salçalı zeytinyağlı dolma. Yemek kısmında ismini yazmayı unuttuklarım mutlaka olmuştur.
Bu kadar yemeğin üstüne tatlı yenir mi?.. Masaya dizilmiş tatlıları görünce bu soru bana çok anlamsız geldi. İrmikli cevizli Şam tatlısı, ceviz ve kaymakla birlikte kızartılmış taş kadayıfı, hurma- fıstık-ceviz ve irmikle yapılan Siva, Kerebiç, kuvvet macunu niyetine Cezerye, ceviz reçeli ve Temriye. Bu son tatlı şöyle yapılıyordu: Yufka içine irmikli muhallebi konup rulo haline getiriliyor. Bu rulo daha sonra yağda kızartılıyor ve üstüne pudra şekeri serpilerek ikram ediliyordu.
Yemek bitiminde masadan hemen kalkamadım. Yemeklerin oturması için, bir kaç tane sade kahve içmem gerekti. O gece mide fesadından sabaha kadar uyuyamadım ama hayıflanmadım. Böylesine lezzetli yemekler uğruna, bir gecelik uyukuyu feda edebilirdim. Nasıl olsa her gezimden sonra olduğu gibi, İstanbul'a dönünce "ölümcül" bir rejime başlayacaktım.

ÖZKAN TANTUNİ SALONU
Adres: Camişerif Mah. Cemal Paşa Cad. No:181/ MERSİN
Tel: 324- 231 50 62- 233 67 99

DONDURMACI HALİL
Adres: Silifke Cad. No:50/ MERSİN
Tel: 324- 231 17 91- 237 01 19

NARLIKUYU- KERİM BALIK RESTORAN
Adres: Narlıkuyu/ Silifke/ MERSİN
Tel: 324- 723 32 95

not:mehmet yaşin beyefendiden alıntıdr

Read On 0 yorum

Bodrum lezzet durakları

Cumartesi, Şubat 14, 2009


Bodrum'da her damağa her keseye göre bir lezzet durağı bulmak mümkün. Aslında Bodrum konukları sabah ve öğle öğünlerini geçiştirip, yeme haklarını akşam yemeğinde kullanıyorlar. Tabii bu öğünde öne çıkan yemek balık oluyor. Hele bir de restoran deniz kıyısındaysa ve güneşin batışı görülüyorsa, keyif doruklara çıkıyor. Size bu hafta Bodrum Yarımadası'nda benim favorilerimi anlatacağım. Umarım siz de beğenirsiniz:
YUNUSLAR FIRINI: Cumhuriyet Caddesi'ndeki bu fırının poğaçaları çok lezzetli. İster kepekli, ister mısır unlu poğaçalarla sabah kahvaltısı etmek, güne iyi bir başlangıç yapmak demek. Sadece poğaçalar değil, simitler, Boşnak böreği, galetalar da çok lezzetli.
MİAM: Türkbükü'nde denizin hemen kıyısında, büyükçe bir dut ağacının gölgesindeki bu restoranın mönüsü oldukça zengin. Mezeler deniz mahsulleri ağırlıklı. Ara sıcaklardan kalamar köftesi ile ahtapot kolu ızgarası damak çatlatan, özel salataları da karın doyurucu cinsten. Erken giderseniz restoranın barında oturup, akşamın yavaş yavaş çöküşünü izleyebilirsiniz.
ÇİMENTEPE: Yemeğinizi yerken 360 derecelik bir açıyla tüm Yalıkavak'ı görebileceğiniz bir restoran. Hele güneş batarken gökyüzünde oluşan renkler insana yemeği unutturuyor. Mezeler hep çok lezzetli hep çeşitli. Gambilya favasını mutlaka tadın.
SEMPATİ: Eğer balıkla aranız iyi değilse ve canınız hamur işi yemek istiyorsa, Turgutreis'teki Sempati tam aradığınız adres. Köylü kadınların yaptığı mantı, çiğ börek, gözleme, tatlı katmer insanın ağzını sulandırıyor.
SUZAN TEYZENİN YERİ: Turgutreis'te, belediyenin hemen arkasındaki bu küçük lokanta ev yemeklerini özleyenler için doğru adres. 70 yaşını çoktan aşmış Suzan Teyze, bıkmadan usanmadan yemek yapıyor. Patatesli İzmir köfte, karnıyarık, pilav, taze fasulye, bamya... Hepsi birbirinden lezzetli. Ama kabak çiçeği dolmasının yeri başka.
KAVAK KÖFTE: Yalıkavak'taki bu köftecide yiyebilmek için biraz erken gitmek lazım. Çünkü Yarımada'nın dört bir yanından gelen köfte severler masaları bir anda dolduruyorlar.
KÖRFEZ RESTORAN: Kadıkalesi'ndeki bu restoranda yenilen balığın tadı uzun süre unutulmuyor. Şıpır dalga sesi, karşıda küçük adalar, gerilerde Kos ve akşam güneşi tüm bu manzarayı boyayarak batıyor. Ali Bey bu işi eli tabak tutmaya başladığından beri yapıyor. Size önerim balık çorbası ve ahtapotlu bulgur pilavı
Read On 0 yorum

Popüler Yayınlar


Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Pda Türkiye